Kurumsal BT dünyası, giderek daha karmaşık ve çok katmanlı bir yapıya evrilirken, bu yapının yönetimi de aynı ölçüde kritik bir uzmanlık alanına dönüşüyor. Ağdan buluta, güvenlikten veri merkezine kadar uzanan geniş bir ekosistemi kesintisiz ve verimli şekilde işletilmesi, kurumların doğrudan iş sürekliliğini ve büyüme performansını etkileyen stratejik bir unsur olarak öne çıkıyor.
İşNet CEO'su Mehmet Fahri Can'a göre bu dönüşüm, yönetilen hizmetleri klasik bir dış kaynak kullanım modelinin ötesine taşıyor. İşNet'in yaklaşımı; güvenlik, bulut, iş sürekliliği ve operasyonel verimliliği tek bir çatı altında buluşturarak kurumlara uçtan uca entegre bir yönetim modeli sunuyor. Yapay zekâ destekli analizler, proaktif operasyon kabiliyeti ve güçlü veri merkezi altyapısıyla şekillenen bu model, kurumları dijital rekabetin bugününe ve yarınına hazırlıyor.
Yönetilen hizmetler bugün kurumlar için neden bu kadar kritik hâle geldi?
Kurumsal BT mimarileri son yıllarda köklü bir değişim içinde. Sistemlerin daha dağıtık hâle gelmesi, katman sayısının artması ve yönetim süreçlerinin dinamikleşmesi, yönetilen hizmetler pazarını küresel ölçekte büyütüyor. MarketsandMarkets verilerine göre bu pazar 2025'te 120,74 milyar ABD dolarından 2030'da 172,04 milyar ABD dolarına ulaşarak, tahmin dönemi boyunca %7,3'lük bir bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) ile genişlemesi bekleniyor.
Günümüzde kurumlar; ağ, veri merkezi, bulut, güvenlik ve uygulama katmanlarını eş zamanlı yönetme sorumluluğu altında. Bu durum, BT operasyonlarını yüksek uzmanlık gerektiren bir alana dönüştürüyor. Yönetilen hizmetler tam bu noktada çözüm sunuyor. Kurumlar artık teknoloji tedarikinden çok Hizmet Seviyesi Anlaşması (SLA) odağında çalışan, servis sürekliliğini izleyen ve operasyonel yükü devralan stratejik bir iş ortağına ihtiyaç duyuyor. İşNet olarak yönetilen hizmetleri, müşterilerimizin dijitalleşmesini hızlandıran, riskleri kontrol altına alan ve BT operasyonlarını büyüme hedefleriyle uyumlu hâle getiren bir model olarak konumlandırıyoruz.
İşNet yönetilen hizmetleri nasıl konumlandırıyor? Bu yaklaşımı diğer modellerden ayıran temel fark nedir?
Bizim yaklaşımımızda yönetilen hizmetler; bulut, güvenlik, iş sürekliliği ve verimlilik başlıklarının ortak bir operasyon modeli içinde bütünleşmesidir. Bir altyapının asıl değeri, kurulumdan sonraki izlenebilirlik, yönetilebilirlik ve sürdürülebilirlik performansıyla ölçülmektedir.
Bir İş Bankası iştiraki olarak, iletişim hizmetlerinden siber güvenliğe, RPA'dan bulut çözümlerine kadar uçtan uca bir portföy sunuyoruz. Güvenlik Operasyon Merkezi (SOC) ve Ağ Operasyon Merkezi (NOC) kabiliyetlerimizle, müşterilerimizin farklı teknoloji katmanlarını tek merkezden yönetmesine imkân tanıyoruz. Proaktif izleme ve otomasyon kabiliyetlerimiz, BT ekiplerinin günlük teknik iş yüklerinden sıyrılarak stratejik iş hedeflerine odaklanmasını sağlıyor.
Bulut ve altyapı tarafında nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz? Hibrit ve çoklu bulut (multi-cloud) yapılar bu modelde nasıl konumlanıyor?
Kurumlar bulut hizmetlerinde artık sadece sanal kaynak temin eden bir yapı aramıyor. Hibrit ve çoklu bulut (multi-cloud) mimarileri destekleyen, güvenlik ve erişim politikalarını yönetilebilen, regülasyonlara uyum sağlayan ve ihtiyaç arttıkça yatay veya dikey ölçeklenebilen bir işletim modeli talep ediyor.
Biz de private cloud, public cloud ve topluluk bulutu gibi farklı modelleri iş yükünün niteliğine, performans ihtiyacına ve regülasyon seviyesine göre değerlendiren bir yaklaşım benimsiyoruz. Öte yandan yapay zekâ, makine öğrenmesi ve yüksek performanslı hesaplama ihtiyaçlarının artmasıyla birlikte GPU as a Service gibi hizmetler de kurumların gündeminde daha fazla yer edinmeye başladı. Bu alanı gelecek dönemin altyapı mimarisinde stratejik başlıklardan biri olarak görüyoruz. Müşterilerimizin yüksek işlem gücü gerektiren iş yükleri için güvenli ve ölçeklenebilir yapılar üzerinde çalışıyoruz. Bu servisleri güçlü veri merkezi altyapımız üzerinden sunuyor, özellikle Atlas Veri Merkezimiz ile yüksek performanslı iş yüklerini destekleyen entegre bir yapı kuruyoruz.
Bulut mimarileri, yönetilen hizmetlerin geleceğinde belirleyici başlıklardan biri. Kurumsal BT ortamları hibrit ve çoklu bulut (multi-cloud) yapılarına dönüştükçe, altyapı yönetimi de daha geniş ve dinamik bir ekosisteme yayılıyor. Bu tablo, farklı bulut platformlarını, veri merkezlerini ve uygulama katmanlarını birlikte yönetebilen daha bütünleşik operasyon modelleri geliştirmeyi gerekli kılıyor.
Bu dönüşümde konteyner teknolojileri ve Kubernetes tabanlı platformlar önemli bir rol üstleniyor. Kubernetes, konteyner tabanlı iş yüklerinin dağıtımını, ölçeklenmesini ve yönetimini otomatikleştiren açık kaynaklı bir platform olarak modern yerel bulut (cloud-native) mimarilerin merkezinde yer alıyor. Önümüzdeki dönemde bu alandaki hizmet modellerinin daha yaygınlaşacağını öngörüyoruz. Geliştirdiğimiz ürünle buna ilişkin somut adımımızı da yakın zamanda paylaşacağız. Konteyner mimarileri, uygulama geliştirme ve dağıtım süreçlerini hızlandırırken altyapı yönetiminde daha esnek, verimli ve sürdürülebilir bir operasyon zemini sunuyor.
Bir diğer önemli başlık da çıkarım (inference) yeteneğinin merkezden uca taşınması. McKinsey'in araştırmasına göre, yapay zekâ (AI) iş yüklerinin %75'i önümüzdeki yıllarda veri merkezi dışında, işin olduğu yerde çalışacak. Böyle bir gelecekte altyapımıza yeni mimari bileşenler eklememiz de gündeme gelecektir. Güvenlik, gözlemlenebilirlik ve merkezi yönetim katmanlarının birlikte kurgulanması da bu yapının sağlıklı, sürdürülebilir ve kontrollü biçimde işletilmesi açısından önem taşıyor.
Siber Güvenlik, yönetilen hizmetler içinde nasıl bir yere oturuyor?
Bugün güvenlik konusu, hizmet mimarisinin merkezinde yer alan temel bir başlık. Dağıtık sistemler, hibrit yapılar, bulut ortamları, uzaktan erişim modelleri ve artan uç nokta sayısı, güvenliği doğrudan mimarinin içine yerleşmesini zorunlu kılıyor. Kurumların erişim hareketlerini izleyebilen, riskleri zamanında görebilen, görünürlüğü merkezi biçimde sağlayabilen ve müdahale kabiliyetini sürekli canlı tutabilen bir güvenlik yaklaşımına ihtiyaç duyuyor. Bu da güvenliği; servis sürekliliği ve operasyonel kontrol açısından belirleyici bir unsur hâline taşıyor.
Küresel yönetilen güvenlik hizmetleri pazarı 2024 yılında 36,58 milyar USD seviyesinde gerçekleşti. 2032 yılına kadar ise bu rakamın 90,31 milyar USD'ye ulaşması bekleniyor. 2025-2032 yılları arasında yıllık bileşik büyüme oranının (CAGR) %11,96 seviyesinde olacağı öngörülüyor. Bu büyümenin temel nedenlerinden birinin, gelişmiş veri tabanı güvenliğine yönelik talebin artışı olduğu öngörülüyor.
Yönetilen güvenlik hizmetlerimizi oldukça geniş bir kapsamda sunuyoruz. Yönetilen güvenlik bilgi ve olay yönetimi (SIEM), yönetilen zafiyet tarama, yönetilen güvenlik duvarı, yönetilen dağıtık hizmet engelleme saldırısı koruması (DDoS), yönetilen ayrıcalıklı erişim yönetimi (PAM), yönetilen uç nokta güvenliği, yönetilen e-posta güvenliği, yönetilen güvenlik operasyon merkezi (SOC) ve yönetilen siber tehdit istihbaratı bu kapsamın temel başlıkları arasında yer alıyor.
Ek olarak veri kaybı önleme (DLP) çözümleri, sızma testleri ve veri güvenliği odaklı ek güvenlik katmanları da sunuyoruz. Toplamda yaklaşık 25 farklı yönetilen servis ile kurumların BT altyapısını uçtan uca yönetiyoruz. İleri dönemde özellikle siber tehdit istihbaratının daha da önem kazanacağını öngörüyoruz. Çünkü kurumların artık sadece kendi sistemlerinden gelen veriye bakması yeterli olmuyor. Dış tehdit ortamındaki hareketleri, saldırı göstergelerini ve sektörel risk eğilimlerini de aynı çerçevede değerlendirmesi gerekiyor. İşNet'in yönetilen güvenlik ve güvenlik operasyon merkezi (SOC) yaklaşımı da 7/24 izleme ve güvenlik operasyonları kabiliyetiyle bu ihtiyaca karşılık veriyor.
İş sürekliliği tarafında kurumlara nasıl bir değer sunuyorsunuz?
Biz iş sürekliliğini yedekleme, felaket kurtarma, veri koruma ve operasyonel toparlanma başlıklarıyla birlikte değerlendiriyoruz. Özellikle değiştirilemez yedekleme (immutable backup) yaklaşımı burada kritik bir rol oynuyor. Çünkü değiştirilemez yedekleme mimarileri, fidye yazılımı ve veri bütünlüğünü hedef alan saldırılar karşısında kurumlara çok daha güçlü bir koruma ve kurtarma zemini sunuyor.
Önümüzdeki dönemde yönetilen yedekleme, değiştirilemez yedekleme (immutable backup), bulut tabanlı felaket kurtarma ve hızlı geri dönüş senaryolarının kurumların BT stratejisinde daha fazla yer tutacağını düşünüyoruz. İşNet'in güvenli bulut yedekleme yaklaşımı da bu süreklilik eksenini destekliyor.
Veri merkezi altyapınız bu hizmet modelini nasıl destekliyor?
Yönetilen hizmetlerde güvenin temelinde güçlü bir fiziksel ve operasyonel altyapı yer alıyor. Buluttan güvenliğe, yedeklemeden yüksek erişilebilirlik gerektiren kritik iş yüklerine kadar tüm hizmet katmanlarının sağlam bir veri merkezi ve ağ mimarisi üzerinde yükselmesi gerekiyor. İşNet olarak bu altyapıyı İstanbul ve Ankara'da konumlanan 3 veri merkezimizle kuruyoruz.
Atlas Veri Merkezi, Uptime Institute tarafından verilen uluslararası Tier IV sertifikasına tasarım, operasyon ve tesis olmak üzere 3 kategoride birden sahip olan, aynı zamanda TS EN 50600-3 ulusal standardına uyum sağlayan Türkiye'deki sayılı veri merkezlerinden biridir. Aynı şekilde sahip olduğu LEED v4 Gold sertifikası, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik alanındaki yüksek standartlarımızı ortaya koyuyor.
Atlas Veri Merkezi'nin bu sertifikalara sahip olması, hizmet sürekliliği ve operasyonel olgunluk açısından önemli bir güven unsuru oluşturuyor. Ancak buradaki esas değer, bu altyapıyı müşterilerimiz için ölçülebilir servis kalitesine ve sürdürülebilir operasyon modeline dönüştürebilmemiz.
Yönetilen hizmetlerde operasyonel süreçleri nasıl yönetiyorsunuz? ITIL gibi metodolojiler bu yapıda nasıl konumlanıyor?
Yönetilen hizmetlerin başarısı güçlü ve iyi tanımlanmış operasyonel süreçlere dayanıyor. Biz de bu süreçleri Bilgi Teknolojileri Altyapı Kütüphanesi (ITIL- Information Technology Infrastructure Library) tabanlı metodolojiler ile yönetiyoruz. Olay, değişiklik ve problem yönetimi gibi kritik alanlarda standart bir yaklaşım benimsiyoruz. Bu sayede hizmet seviyelerini ölçebiliyor, operasyonel olgunluğumuzu sürekli geliştirebiliyoruz. Otomasyon teknolojilerinden de yararlanarak insan hatasına bağlı riskleri azaltıyor ve operasyonel verimliliği artırıyoruz.
Reaktif yerine proaktif operasyon yaklaşımı sizin için ne ifade ediyor?
Yönetilen hizmetlerde fark yaratan unsurlardan biri, proaktif operasyon yaklaşımıdır. Bizim operasyon modelimiz, sorunları ve riskleri ortaya çıkmadan görmeye ve gerekli önlemleri zamanında hızla devreye almaya odaklanıyor. Yapay zekâ destekli analizler ve izleme sistemleriyle performansı sürekli takip ediyor, anormallikleri erken aşamada saptayabiliyoruz. Kök neden analizlerini etkin şekilde yürüterek, gerekli önlemleri alıyor ve benzer sorunların yeniden yaşanma ihtimalini de azaltıyoruz. Bu sayede, müşterilerimizin sistemlerinde kesinti riskini önemli ölçüde düşürüyoruz.
Müşterilere sunduğunuz self servis yönetim araçları nasıl bir değer sağlıyor?
Modern BT operasyonlarında şeffaflık ve kontrol giderek önem kazanıyor. Bu doğrultuda müşterilerimize self servis yönetim panelleri sunuyoruz. Bu paneller üzerinden;
İzleme sistemleriyle altyapının şeffaf ve kontrol edilebilir şekilde yönetilmesini sağlıyoruz. Yapay zekâ destekli analizlerle müşterilerimizin kaynak kullanım eğilimlerini değerlendiriyor ve gelecekte oluşabilecek kapasite ihtiyaçlarına yönelik öngörüler sunuyoruz.
Önümüzdeki dönemde hangi alanlara daha fazla odaklanacaksınız? Yönetilen hizmetlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Gelecek dönemde yönetilen hizmetler daha entegre, daha otomasyon odaklı ve veriden daha fazla beslenen bir yapıya dönüşecek. Biz de özellikle siber tehdit istihbaratı, yapay zekâ destekli güvenlik operasyonları, değiştirilemez yedekleme (immutable backup), bulut tabanlı iş sürekliliği çözümleri ve GPU as a Service gibi alanlara daha fazla odaklanacağız. Bunun yanında BT operasyonlarında yapay zekâ (AIOps), ileri seviye izleme, davranışsal analiz, kapasite tahminleme ve kendi kendini iyileştiren (self-healing) yaklaşımların daha fazla yer alacağını düşünüyoruz. Altyapılar da zaman içinde sorunları daha erken tespit eden, belirli durumlarda otomatik müdahale edebilen ve kendi kendini iyileştiren (self-healing) yapılara dönüşecek.
"İşNet CEO'su Mehmet Fahri Can, yönetilen hizmetleri kurumların iş sürekliliği, güvenlik ve büyüme hedefleriyle birlikte ele alınan bir iş ortaklığı olarak tanımlıyor. Hibrit ve çoklu bulut mimarilerinden yapay zekâ destekli güvenlik operasyonlarına kadar genişleyen bu yapı, kurumların BT yükünü azaltırken rekabet gücünü artırıyor."
Bu dönüşüm özellikle siber güvenlik operasyonlarında çok daha somut ve etkili sonuçlar üretecek. Yapay zekâ kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte siber güvenlik operasyonlarında insan bağımlılığını azalırken hız, doğruluk ve ölçeklenebilirlik önemli ölçüde artacak. Özellikle tehdit istihbaratının otomatik olarak işlenmesi, saldırıların kaynağının daha hızlı analiz edilmesi ve benzer saldırıların önceden tahmin edilmesi mümkün olabilecek. Yapay zekâ destekli sistemler aynı zamanda yanlış pozitif oranlarını düşürerek güvenlik ekiplerinin gerçek tehditlere odaklanmasını sağlayacak. Uzun vadede ise yapay zekâ, sıfır güven (zero trust) mimarileriyle entegre çalışarak kullanıcı ve cihaz davranışlarını sürekli doğrulayan, dinamik ve adaptif güvenlik modellerinin temelini oluşturacak.
Bizim hedefimiz, müşterilerimize sadece çalışan bir altyapı sunmakla sınırlı kalmamak. O altyapının sürdürülebilir biçimde yönetilmesi, risklerin erkenden görülmesi, güvenliğin bütüncül şekilde ele alınması ve büyüme ihtiyaçlarına hızlı karşılık verebilmesi bizim için aynı derecede önemli. Çünkü önümüzdeki dönemde kurumlar için asıl değer, teknolojinin iş sürekliliğini desteklemesi, verimlilik sağlaması ve büyüme hedeflerine katkı sunması olacak.